25-12-2014 Recai DEMİRSÖZ

İnsanın aklına şöyle bir soru gelmiyor değil; acaba biz insanlar neden kaçıyoruz? İnsanoğlu gezegenimizde ki bir yığın değişimler sonucu oradan oraya kaçmıştır. Birde insanların ihtirasları uğruna çıkardığı savaşlarda kaçışların öyküsüdür aslında.

Pekiyi köylerden kentlere kaçışın öyküsü nenin nesi? Havaların soğuması ile birlikte, köy yaşamı birer karabasana dönüşüyor, yaz aylarında şehirlerden köyle üşüşen insanlar, bu kez tam tersi şehirlere doğru kaçışa yöneliyor. Kendi kendini yabancılaştırdığı şehirlere doğru. Bırakın konu komşu ilişkilerini artık günümüzde akrabalık bağları kopmuş gibi görünüyor. Başta maddi imkansızlıklar akraba bağlarını hızla koparırken, birbirlerini yıllardır göremeyen akrabalar var.

Üzerinde yaşadığımız Anadolu neresine gidilirse gidilsin, baştanbaşa bir kültür hazinesi ve kültürlerle harmanlaşmış olmasına karşın, ülkemizde ki sanayinin kurulduğu şehirler başta İstanbul olmak üzere, neredeyse Anadolu’yu tam anlamı ile yutmuş konumda. Hatta Anadolu insanı 60’lı yıllardan itibaren Almanya başta olmak üzere Avrupa'nın birçok ülkesine dağılmış ve zamanla bu ülkelerin vatandaşı olduğu gibi, oralar da kendi işlerini kuran vatandaşlarımız oldukça yoğunlukta.

Tüm bunlar birer kaçışın öyküsü ama nereye kadar? Üzerinde yaşadığımız gezegen gün ve gün yaşlanıp tüm özelliğini yitirmekte ve bunun yanında dünya nüfusu hızla çoğalmaktadır. Dolayısıyla insanları besleyecek doğal besinlerin yerini çoktan yapay besinler almış. İnsanlar doğal beslenemediği gibi, doğru dürüst içecek suların da hızla azalmasıyla, ömürlerinin nelere bağlı olduklarından bilinçsiz bir yaşama doğru gidiyorlar. Yaşamsal kaçış bir yere kadar. Bilimsel veriler üzerinde yaşadığımız gezegende altmış yıl içinde çok şeylerin değişeceğinden söz ederken, her an doğabilecek, doğal felaketlerden söz etmiyor. İşin özünde o da var ama biz insanoğlu yokmuş gibi yaşamaktayız. Kim derdi 1999'un 17 Ağustos’un da ve daha sonra Marmara Depreminde bir yerlerin yerle bir olup binlerce insanımızın yaşamını yitireceğini? Doğal felaketler bununla kalmadı. Daha sonra Van depremi, Soma kömür kazası ve Ermenek adeta birbirini izledi.

Evet biz insanoğlu sürekli bir kaçışın içinde yaşıyoruz ama nereye kadar? Bir yandan salt uygarlık kavramlarını yitirirken, en ufak şeylerde dahi hiçbir hoşgörünün olmadığı döngüde... Sadece yabancılaşmayı bir kar sanıyoruz, tüm benliğimizi yitirirken. Oysa insanın özünde insanlık yatar ve ötesi boş şeylerdir. Acaba kaçışlar bizleri boşluğa mı sürüklüyor her geçen gün... Kim bilir...


Bu yazı 1022 defa okunmuştur.



Recai DEMİRSÖZ Diğer Yazıları
Çok Okunan Haberler
Köşe Yazarları
Anketimize Katılın

Sadri Artunç Caddesi Trafiğe Kapatılsın Mı?

Evet
Hayır
Kararsızım